🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor. 🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor.

Aramak istediğiniz içeriği yazın

Bana yaz Bay Bilge
Ayşe Nur

Ayşe Nur

Doğrulanmış Yazar
10Yazı
102Okunma
0Yorum

Emir Sultan Hazretleri’nin Hayatı ve Tasavvufî Kişiliği

Emir Sultan Hazretleri’nin Hayatı ve Tasavvufî Kişiliği

Asıl adı Şemseddin Muhammed olan Emîr Sultan Buhara’da doğmuştur. Emîr Buhârî ve Emîr Şemseddin Buhârî olarak da anılmaktadır. Doğum yılının H. 770 (1368-69) olduğu tahmin edilmektedir. Babası Emîr Külâl olarak da tanınan Seyyid Ali’dir. Peygamber neslinden geldiği için Emîr ve çömlekçilik yaptığı için de Külâl unvanlarıyla Buhara’da tanınmış bir mutasavvıftır. İsim ve yer benzerliğinden dolayı Bahâeddin Nakşibend’in aynı adı taşıyan mürşidi Emîr Külâl ile karıştırılmamalıdır. Küçük yaşta annesini kaybeden Emîr Şemseddin, on yedi on sekiz yaşlarında iken babasının da vefatı üzerine birkaç sene daha Buhara’da kaldıktan sonra hacca gitmek üzere oradan ayrılmış ve Merv, Nişâbur, İsfahân’dan geçerek Mekke ve Medine’ye gitmiştir. Hac yolculuğunu Seyyid Usûl, Seyyid Nâsır, ileriki dönemlerde sancaktarı olduğu rivayet edilen Seyyid Nimetullah, Ali Dede ve Baba Zâkir gibi isimlerle yapmıştır.[1]

 

Medine’de bulunduğu sırada rüyasında Hz. Peygamber’in kendisine Diyâr-ı Rûm’a gitmesi gerektiğiyle ilgili verdiği işaret üzerine [2] Anadolu yolculuğunu başlatmıştır. Bağdat’ta Aşık Çelebi’nin ceddi olan Seyyid Muhammed en Nattâ’nın misafiri olmuş ve yola onunla birlikte devam etmiştir. Karaman, Niğde, Kütahya ve İnegöl’e gelerek Bursa’ya varmıştır. Bursa’da Gökdere veya Pınarbaşı’na yerleştiği konusunda farklı bilgiler mevcuttur. Bursa’ya geliş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1394 yılından önce gelmiş olması daha olası görülmektedir. [3] Gelibolulu Mustafa Âlî’nin (ö. 1008/1600) Künhü’l-ahbâr adlı eserinde Yıldırım Bayezid’in Eflak seferinde olduğu sırada geldiği aktarılmıştır. Bu da 1391 senesine tekabül etmektedir. [4]

 

Bursa halkının sevgisini ve hürmetini kazanan Emîr Şemseddin menâkıbnâmelerde anlatıldığı üzere oradaki ulema tarafından birtakım sınamalara tabi tutulmuş ve sonrasında onların nezdinde de kabul görmüştür. Molla Fenâri'den (ö.834/1431) Sadreddîn Konevî’nin (ö. 673/1274) Miftâhü’l-gayb adlı eserini okumuş ve icazet almıştır. [5]

 

Yıldırım Bayezid’ın kızı Hundi Hatun ile evlenmiş ve bu evlilik sonrasında Emîr Sultan olarak anılmaya başlamıştır. Kaynaklarda Hundi Hatun’un rüyasında aldığı işaretler doğrultusunda Emîr Sultan ile evlenmek istediği ve o esnada seferde olan babası Yıldırım Bayezid’ın rızâsını almadan evlendiği anlatıldığı gibi, padişahın kendi isteği ile kızını Emîr Sultan ile evlendirdiği şeklinde de anlatılmaktadır. [6]  Evlilikleriyle ilgili kerâmet motifleri de içeren farklı rivayetler bulunmaktadır. Osmanlı Devleti’nde bir padişah kızının âlim ve ârif bir kişiyle evlenmesi ilklerdendir ve Molla Fenârî bu durumu; Osmanoğulları’nın Hz. Peygamber’le dünürlük gerçekleştirmesi olarak adlandırmıştır. [7] Hundi Hatun’dan iki kızı ve bir oğlu olan Emir Sultan’ın Emîr Ali Çelebi adını verdiği oğlu henüz kendisi hayattayken, iki kızı da Emîr Sultan’ın ahirete intikalinden sonra vefat etmişlerdir.[8]

 

Hasan Hoca Müzilü’ş-Şükûk ve Lûtfullah Efendi Cenahu’s-Sâlikin adlı eserlerinde Emîr Sultan’ın fiziksel özelliklerini; uzun boylu, esmer, hoş, sürmeli gözlü, kolları uzun, parmakları ince, sakalları uzuna yakın şeklinde tarif etmişler, üzerine yeşil cübbe ve başına yeşil imâme sarılmış on iki terkli taç giydiğini aktarmışlardır. [9]

 

Hüsâmeddin Bursevî’nin Menâkıbnâmesi’nde Emîr Sultan’ın ahlâkı Hz. Muhammed’in ahlâkına benzetilir, öz sözlü biri olduğunu ve genellikle insanlara âyet ve hadislerle cevap verdiğini belirterek “Der-Yemenî çû bâ-menî piş-i meni ne bâ-menî der-Yemeni” [10] ifadesini sıklıkla tekrar ettiğini söylenir. [11]

 

Bir veba salgını sebebiyle vefat eden Emîr Sultan’ın tam olarak bilinmemekle birlikte vefat tarihinin 63 yıl yaşamış olmasından hareketle H. 833 (1429) senesi olduğu düşünülmektedir. Cenaze namazını vasiyeti gereği Hacı Bayram Velî kıldırmış ve bugün türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. [12] Tekkesinin bulunduğu yer, Hundi Hatun tarafından bir cami ve çevresine müştemilat inşa ettirilmesiyle bir külliyeye dönüşmüştür. Caminin başlangıçta bir tevhidhâne olarak da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Vefatından sonra yine Hundi Hatun tarafından kabrinin üzerine yaptırılan türbesi de zamanla çeşmeler, hamam ve kütüphane gibi yeni binalar ilave edilen külliyenin içerisinde yer almaktadır. [13]

 

Hakkında Yazılmış Menâkıbnâmeler

Tesbit edildiği kadarıyla Emir Sultan hakkında yazılan ilk menâkıbnâme onun taşradaki halifelerinden olan Yahyâ bin Bahşî’nin Menâkıb-ı Cevâhir’i olup dili Türkçedir, H. 932’de (1525-26) telif edilmiştir. Müdâmî’nin Dîvân-ı Müdâmî der Vasf-ı Emir Sultân’ı manzum bir eserdir. İbrahim bin Zeynüddîn’in Vesîletü’l-Metâlib Arapça yazılmış tek menâkıb olması bakımından ilginçtir. Senâyî’nin Keşif-nâme’si kullandığı daha süslü dil ile diğerlerinden ayrılır. Nimetullah’ın Menâkıbı H. 970 (1562), Hüsâmeddin Bursevî’nin Menâkıb-ı Emîr Sultan eseri H. 1033 yıllarında yazılmışlardır. Bursevî’nin yazdığı menâkıbnâme öncekilerin her birinden yararlanmış olması bakımından daha kapsayıcı olarak düşünülebilir. Bunların dışında Mehmed Şevki Efendi’nin ve Baldır-Zâde’nin Tercüme-i Hâl-i Emir Sultan gibi yazılmış menâkıbnâmeler de bulunmaktadır. [14]

 

Emîr Sultan hakkında yazılmış ilk iki menâkıbnâme’de şeceresi ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. İbrahim b. Zeynüddin’in kaleme aldığı Vesitelü’l-Metâlib’de soyunu Hz. Hüseyin’e kadar ulaştıran bir şecere verilmiştir. Sonraki menâkıbnâmelerde isimler biraz farklı yazılmış olsa da aynı şecere yer almıştır. [15] 

 

Bunların dışında Hasan Hoca’nın Müzilü’ş-Şükûk ve Lûtfullah Efendi’nin Cenahu’s-Sâlikin adlı eserleri de Emîr Sultan hakkında önemli bilgiler içeren kaynaklardır. Müzilü’s-Şükûk’ta giriş kısmında Emîr Sultan’dan bahsedildiği için bazı araştırmacılar tarafından menâkıbnâme olarak değerlendirilmiş olsa da ağırlıklı olarak tasavvuf konuları işlenen bir eserdir. Hasan Hoca’nın Emîr Sultan’ın vefatından sonra postuna oturan ilk halife olmasından dolayı dergâhın kurumsallaşmasında önemli bir yeri bulunmaktadır ve eserleri Emîr Sultan’ın tarikatını anlayabilmek için anahtar konumundadır. [16] Cenâhu’s-Sâlikîn eserinin müellifi olan Lûtfullah Efendi de şeyhin postuna oturan üçüncü halifesidir. Bu nedenle her iki eser de oldukça önemlidir.

 

Yaşadığı Dönem ve Koşulları

Anadolu coğrafyasında Emîr Sultan’ın yaşadığı XV.yy tasavvufî açıdan oldukça önemlidir.  Selçuklularla beraber başlayan tarikatlar gelişmiş, Nakşibendiyye, Halvetiyye, Zeyniyye, Kübreviyye, Bayramiyye, Mevleviyye, Bektâşiyye gibi tarikatların usulleri, tekkeleri ve dergâhları oluşmuş, daha önceleri Arapça ve Farsça olarak kaleme alınmış klasik eserlerin bir kısmı Türkçe ’ye tercüme edilmiş ve Şerh geleneği başlamıştır. [17]

 

Süleyman Çelebi Bursa Ulucami imamlığına getirilmiş ve Mevlid’ini tamamlamıştır. Bursa kadısı Molla Fenârî’dir. Somuncu baba olarak da bilinen Şeyh Hamîd-i Velî Bursa’ya göç etmiş, Hacı Bayrâm-ı Velî Bursa’ya gelerek Çelebi Mehmed Medresesi’nde ders vermeye başlamıştır. Eşrefoğlu Rûmî’nin ilk hocası Emîr Sultan’dır. Bursa’da faaliyet göstermekte olan Eşrefzâde, Üçkozlar, Abdal Murad, Abdal Mehmed, Abdal Musa, Ebû İshâk-ı Kâzerûnî, BabaZâkir, Pars Beg, Çıraklı Dede, Dâvûd Dede, Seyyid Nâsır, Seyyid Usûl, Ali Mest Edhemî, Gâr-ı Âşıkân, Nakkaş Ali dergâhları ve Hindîler Kalenderhânesi o dönemdeki tasavvufî hayatın yoğunluğu hakkında bir fikir vermektedir. [18]

 

Emîr Sultan Bursa’ya geldiğinde tahtta Yıldırım Bayezid (ö. 1403) bulunmaktaydı. Bayezid’ın Timur’la yaptığı Ankara savaşında mağlup olup esir düşmesinin ve bu esaret sırasında vefat etmesinin ardından oğulları arasında başlayan taht mücadelesi Fetret Devri olarak adlandırılmış, Bayezid’den sonra tahta geçen Çelebi Mehmet (ö. 1421) ve ondan sonraki padişah olan II. Murad’ın (ö. 1451) padişahlık dönemlerine tanıklık etmiştir. Moğol istilası, Şeyh Bedrettin isyanı, Saray Bosna Fethi, İstanbul kuşatmaları, Haçlı seferleri gibi savaşlar, isyanlar, taht kavgaları, beyliklerle yapılan mücadeleler ve fetihlerle geçen siyaseten de oldukça yoğun dönemler yaşanmıştır.

 

Tarikatı ve Halifeleri

İlk tasavvufî eğitimini babasından alan Emir Sultan devrin ünlü mutasavvıflarından şeyh İsa’nın sohbetlerine katılmıştır. Şeyh İsa aynı zamanda Emîr Sultan’ın babası vefat ettiğinde cenazesiyle ilgilenen kişidir. Emîr Sultan’ın hangi tarikata mensup olduğu konusu çok net olmamakla birlikte kendisinden sonraki halifesi Hasan Hoca’nın Müzilü’ş-Şükûk eserinde ve üçüncü halifesi Lütfullah Efendi’nin Cenâhu’s-Sâlikîn eserinde Buhâriyye Tarikatına mensup oldukları belirtilmiştir. Kaynaklarda Nurbahşi tarikatından olduğu söylendiği gibi; Halvetî olduğu da aktarılmaktadır. Birbiriyle çelişen bu ifadeler incelendiğinde Emîr Sultan’ın; babası Seyyid Ali, Hâce İshak Huttalâni (ö. 826/1423), Ali el Hemedânî (ö. 786/1384), Muhammed Mazdekânî, Alâüddevle-i Simnânî (ö. 736/1336), Nûreddin İsferâyînî, Ahmed Zâkir-i Curfânî ve Ali Lala’dan Necmeddîn-i Kübrâ’ya (ö. 618/1221) ulaşan bir Kübreviyye silsilesine dahil olması daha muhtemel görülmektedir. [19]

Vefatından sonra tarikatın şeyhi Hasan Hoca olmuş ve silsilesi 13. Halife olan İbrahim Efendi’ye (ö. 1178/1764-65)[20] kadar tarikat devam etmiştir. Bu tarihten sonra Dergâh önce Celvetî ve sonra da Nakşibendî dergâhına dönüşmüştür. [21] Hüsâmeddin Bursevî’nin Menâkıbnâmesi’nde Emîr Sultan’ın halifeleri dergâhtakiler ve dergâh dışında görev yapanlar olmak üzere iki grupta verilmiştir.

Buna göre dergâhta postuna oturan halifeleri; Hasan Hoca, Bedreddin Efendi, Büyük Lütfullah Efendi, Davud Efendi, Abdurrahman Çelebi, Ahmed Çelebi, İbrahim Efendi, Küçük Lütfullah Efendi[22], Mustafa Efendi, Ali Efendi, Muhammed Efendi, Mustafa Efendi, İbrahim Efendi (ö. 1078/1667) ve Mehmed Salih Efendi’dir (ö. 1104/1692). Bazı kaynaklarda tarikatın Celvetî usule 15. Halife olan Selami Ali Efendi ile geçtiği de aktarılmaktadır. [23] 

 

Emîr Sultan’ın tarikatında yaptırdığı zikir şekli konusunda bir bilgi bulunmamaktadır. Üçüncü Postnişin olan Lütfullah Efendi tarikatın kurallarını, müridlerin ne giyeceklerini belirlemiş ve tarikat böylelikle tekemmül etmiştir. [24]

 

Emîr Sultan’dan günümüze çok az sayıda şiir ve gazel ulaşmıştır. Nesir türünde ona ait olduğu söylenen Yasin-i Şerif’in Meâl ve Tefsîr ve Hâssaları adlı eserin teyidi yapılamadığı için kendisine aidiyeti şüphelidir. [25]

 

Kerametleri

Hemen tüm menâkıbnâmelerde Emîr Sultan’ın henüz beş yaşındayken gösterdiği keramet çok az bir farkla yer almaktadır. Bir gün evlerine bahçesi harap olmuş yaşlı bir adam gelir ve kendilerinden yardım ister, bunu duyan Emîr Sultan o kurumuş bahçeye giderek Allah’a yalvarıp yakarır, dua eder ve ertesi gün o bahçenin yeniden yeşerdiği, eski haline kavuştuğu görülür. Menâkıbnâmelerde ortak bir şekilde yer verilmiş olan bir diğer keramet Medine’de kaldığı sırada Hz. Muhammed ile karşılıklı selamlaşmalarıdır. Peygamber soyundan geldiğinden şüphe edilince Hz. Peygamber’in kabrinde sana selam olsun ey dedem diye selam veren Emir Sultan’a orada bulunan herkesin duyabileceği şekilde Efendimiz Hazretleri’nden sana da selam olsun ey oğlum diye yanıt gelir. [26]

 

Yine kaynakların birbiriyle uyumlu bir şekilde aktardığı bir diğer keramet; Anadolu’ya orada bozulmaya başlayan İslâm’ı düzeltme göreviyle gitmesi hususunda rüyasında Hz. Peygamber’den aldığı işaret ve buna delil olarak da kendisine yol boyunca nurdan üç kandilin eşlik etmesidir. Kandillerin söneceği yerde yolculuk bitecek ve oraya yerleşilecektir. Nitekim kandiller Bursa’da söner. Evliya Çelebi’nin de Seyâhatnâme’sinde aktardığı bu olay hemen tüm kaynaklarda benzer şekilde yer almış, farklılık kandil sayısının bir veya üç olmasında meydana gelmiştir. [27] 

 

Evliyâ Çelebi Emîr Sultan türbesi ziyareti sırasında Yavuz Sultan Selim’e Mısır fethinin haber verildiğini, Hüsâmeddin Bursevî de menâkıbnâmesinde Kanunî Sultan Süleyman’a acem seferindeyken zafer müjdelediğini naklederler. [28]

 

Hakkında yazılan menâkıbnâmelerde Hasret'in Asasını yere vurarak su çıkarması, çocukların üzerine düşmekte olan bir sütunu havada durdurması, akıldan geçenleri okuması gibi çok çeşitli kerametlerinden bahsedilmektedir. [29]

 

Türk Tarih ve Kültürüne Etkileri

 

Osmanlı Devleti’nin daha kuruluş aşamasında Allah dostlarına karşı bir sevgi ve hürmet vardır. Başlangıcı dervişlikle mayalanmış olan bu hamurdan yüzyıllarca hüküm sürmüş büyük bir imparatorluk ortaya çıkmıştır. Devletin o zamanki başkenti ve göz bebeği Bursa’da hem Yıldırım Bayezid’in damadı olarak bulunduğu konumuyla, hem de mutasavvıf kişiliğiyle oldukça etkili ve önemli bir yere sahip olan Emîr Sultan, tarihin akışına yön vermiş, pek çok kritik olayda destekleyici, müdahale edici ve cesur tavırlarıyla herkese karşı doğrudan yana olan duruşunu çekinmeden sergilemiştir. Hayattayken devirlerini idrâk ettiği üç padişahtan ve vefatından sonra da tarih boyunca diğer padişahlardan çokça saygı ve alâka görmüştür.

 

Evliya Çelebi’ye göre, I. Bayezid’a bir yıl içinde yedi defa Eflak ve Boğdan’a seferler yapmasından ötürü Yıldırım lakabını veren kişi Emîr Sultan’dır. [30] Niğbolu zaferinden dolayı "Sultan-ı İklîm-i Rûm" unvanını alan Yıldırım Bayezid'a kılıç kuşatmıştır.[31] Bu zaferden sonra padişaha tavsiyesi üzerine 20 minareli Ulucami yapılmıştır. Yıldırım Bayezid’in bir Sırp kızıyla evlenmesinin ardından kapıldığı bir tür yanlış gidişata Ulucami açılışı sırasında menâkıbnâmelerde anlatıldığı üzere yaptığı meyhane vurgusuyla; şarap içmeye tövbe etmesine vesile olarak müdahale etmiştir. [32] Şeyhlerin sultanlara nasihatleri ve ikazları yalnızca Emîr Sultan'a mahsus değildir. Benzer örnekler Muhammed Bedahşî ile Yavuz Sultan Selim ve İbrahim Gülşenî ile Kanunî Sultan Süleyman arasında da görülmüştür.[33]  

 

Padişahla birlikte sefere çıkan, müritlerini cihada teşvik eden bir şeyhtir. II. Murad döneminde yapılan İstanbul kuşatmasına beş yüz müridiyle birlikte katılmıştır. [34] 1422 yılında katıldığı İstanbul kuşatmasında genel hücumu kılıcıyla bizzat başlatmıştır. II. Murad'ın amcası Mustafa ile yaptığı mücadelesinde ona cesaret vermiş ve desteklemiştir. Osmanlı tarihinde ilk kılıç kuşatma geleneği Emîr Sultan’la başlamış; hükümdarlık sembolü olarak yapılan ilk kılıç kuşatma töreni ise II. Murad tahta çıkarken yine onun tarafından yapılmıştır. [35] Emîr Sultan'ın devlet adamlarınca nasıl bir öneme sahip olduğunu göstermesi bakımından; Germiyanoğlu Yakup Bey’in topraklarını Osmanlı topraklarına kattığını Sultan II. Murad’a haber vermek için Edirne’ye giderken önce Bursa’ya uğrayarak Emîr Sultan’ı ziyaret etmesi güzel bir örnektir.[36]

 

Emîr Sultan’ın halifeleri daha sağlığı zamanında çok geniş bir coğrafyaya dağılmış ve irşat faaliyetlerine başlamışlardır. Öncelikle Bursa ve çevresi olmak üzere Osmanlı hakimiyetindeki diğer bölgelerde zaviyeler kurmuşlar ve fethedilen topraklarda İslam’ı anlatmışlardır. Kendisinin halk tarafından bu kadar çabuk ve hızlı benimsenmiş olmasında bunun da etkili olduğu düşünülebilir. [37]

 

Hanımıyla birlikte yaşadıkları mütevazı hayatlarıyla halkın da sevgisini, saygısını ve teveccühünü kazanmıştır.[38]  Yaşadığı yer kendisine yakın olmak isteyenlerce kısa bir zamanda kalabalık bir mahalleye dönüşmüş ve Emîr Sultan Mahallesi olarak adlandırılmıştır. 1570’li yıllarda 1500-2000 kişi civarında bir nüfusa sahip olan mahalle sakinlerinden uzun yıllar kendisine hürmeten vergi alınmamıştır. [39]

 

Balıkesir’de görevlendirdiği halifesi olan Hasan Hoca’nın senede bir defa dost ve ahbaplarıyla birlikte Bursa’ya Emîr Sultan’ı ziyaret etmesiyle başlatmış olduğu gelenek [40]; diğer halifelerin de aynı şekilde davranmasıyla “Erguvan Faslı, Erguvan Bayramı, Erguvan Cemiyeti” gibi isimler almış, Emîr Sultan’ın vefatından 1900’lü yılların başına kadar her bahar erguvan mevsiminde bu toplanma ve ziyaretler geniş katılımlarla devam etmiştir. [41]

 

Fatih Sultan Mehmed’in 1470 tarihli vakfiyesinde “Ardı arkası kesilmeyen bir feyz dâiresinin merkezi olan, müşahedât nuriyle kudsiyât merdivenlerine ayak basan, fazla mücâhede ile semâvât perdelerinin esrârına vâkıf olan, sâdât nâkiplerinin sultanı, sa'adet ve şeref Kâbe'sinin esas binası, Ulu Yaradan nezdinde sıdk  kürsüsüne yerleşen, din, hak ve milletin güneşi Seyyid Mehmed el-Buhârî” ifadeleriyle mânevî yönünün güzelliği belirtilmiştir. [42]

 

Türk tarih ve kültüründe çok önemli bir yere sahip olan Emîr Sultan’a karşı duyulan sevgi ve ilgi günümüzde de aynı şekilde devam etmektedir. İstanbul için Eyüp Sultan Türbesi nasılsa; Bursa için de Emîr Sultan Türbesi öyledir. Sadece Bursalılar tarafından değil; hemen her yerden gelenler tarafından yoğun bir şekilde ziyaret edilmektedir.

 

  

 

 

Kaynakça

Algül, Hüseyin – Azamat, Nihat. Emir Sultan. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 146-148. 11 Cilt. İstanbul, 1995.

Kahraman, Nurettin. Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin. Dokuz Eylül Üniversitesi, SBE, YLT, İzmir, 2009.

Kara, Mustafa. “Emir Sultan'ın Yaşadığı Yüzyıla Tasavvuf Kültürü Açısından Genel Bakış”. Emir Sultan Sempozyum Bildirileri. ed. Osman Çetin. 35–52. Bursa: Akmat Akınoğlu Matbaacılık, 2012.

Kunter, Halim Baki. “Emir Sultan Vakıfları ve Fatih'in Emir Sultan Vakfiyesi”. Vakıflar Dergisi. IV/39-63. Ankara: Vakıflar Umum Müdürlüğü Neşriyatı, 1958.

Liman, Hatice. Yahyâ Bin Bahşî'nin Menâkıb-ı Emîr Sultân (Menâkıb-ı Cevâhir) Adlı Eseri. Uludağ Üniversitesi, SBE, YLT, Bursa, 2008.

Liman, Hatice. “Yahyâ Bin Bahşî ve Menâkıbu'l-Cevâhir”. İSTEM (İslâm, San'at, Tarih, Edebiyat ve Musıkîsi) Dergisi 13 (2009), 305–316.

Tanman, Baha. Emîr Sultan Külliyesi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 148-151. 11 Cilt. İstanbul, 1995.

Uğur, Abdullah. Emîr Sultân Menâkıbnâmeleri ve Nimetullah'ın Menâkıb-ı Emîr Sultân Adlı Eseri (İnceleme-Metin). Marmara Üniversitesi, SBE, YLT, İstanbul, 2013.

Uyğur, Sinan. “Hasan Hâce b. Yûsuf ve Eserleri”. Ekev Akademi Dergisi 57 (2013), 283–294.

Ülker, Necmi – Günay, vehbi. “Türk Tarih ve Kültüründe Emir Sultan”. Uludağ Üniversitesi II. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu. 345–368. Bursa, 2005.

Yılmaz, Ömer. Akademiar Dergisi. “Osmanlı'da Padişah Sufi İlişkisi: Yıldırım Bayezid-Emir Sultan Örneği”. thk. Akademiar Dergisi Haziran/2 (2017), 135–155.

 

[1] Krş. Algül – Azamat, Emir Sultan, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 1995, 11:146.

[2] Krş. Kahraman, Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin (İzmir: T.C. Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2009), 2.

[3] Krş. Algül - Azamat, Emir Sultan, 146.

[4] Krş. Uğur, Emîr Sultân Menâkıbnâmeleri ve Nimetullah'ın Menâkıb-ı Emîr Sultân Adlı Eseri (İnceleme-Metin) (İstanbul: T.C. Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2013), 8.

[5] Krş. Ay.

[6] Krş. Algül - Azamat, Emir Sultan, 147.

[7] Krş.Yılmaz, Akademiar Dergisi, “Osmanlı'da Padişah Sufi İlişkisi: Yıldırım Bayezid-Emir Sultan Örneği”, thk. Akademiar Dergisi Haziran/2 (2017), 148.

[8] Krş. Kahraman, Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin, 4.

[9] Krş. Kunter, “Emir Sultan Vakıfları ve Fatih'in Emir Sultan Vakfiyesi”, Vakıflar Dergisi (Ankara: Vakıflar Umum Müdürlüğü Neşriyatı, 1958), IV/55.

[10] Anlamı: Yemen’dedir yanımda gibidir, yanımdadır Yemen’de gibidir.

[11] Krş. Kahraman, Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin, 15–16.

[12] Krş. Algül - Azamat, Emir Sultan, 147.

[13] Krş. Tanman, Emîr Sultan Külliyesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1995, 11: 148–149.

[14] Krş. Uğur, Emîr Sultân Menâkıbnâmeleri, 35–54.

[15] Krş. age. 4–5.

[16] Krş. Uyğur, “Hasan Hâce b. Yûsuf ve Eserleri”, Ekev Akademi Dergisi 57 (2013), 283–292.

[17] Krş. Kara, “Emir Sultan'ın Yaşadığı Yüzyıla Tasavvuf Kültürü Açısından Genel Bakış”, Emir Sultan Sempozyum Bildirileri, ed. Osman Çetin (Bursa: Akmat Akınoğlu Matbaacılık, 2012).

[18] Krş. Liman, Yahyâ Bin Bahşî'nin Menâkıb-ı Emîr Sultân (Menâkıb-ı Cevâhir) Adlı Eseri (Bursa: T.C. Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2008), 5–6.

[19] Krş. Algül - Azamat, Emir Sultan, 148.

[20] TDV İslam Ansiklopedisi “Emir Sultan” Maddesinde 13. Halife olan İbrahim Efendi’nin ölüm tarihi olarak yazılan H.1178 tarihi daha sonraki çalışmalarla ve silsiledeki diğer tarihlerle tam olarak örtüşmemektedir. Ölüm tarihinin H. 1078 olması daha muhtemeldir.

[21] Krş. Algül - Azamat, Emir Sultan, 148.

[22] Krş. Kahraman, Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin, 32.

[23] Krş. Uğur, Emîr Sultân Menâkıbnâmeleri, 31–32.

[24] Krş. age. 28.

[25] Krş. age. 22–24.

[26] Krş. Kahraman, Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin, 2.

[27] Krş. Uğur, Emîr Sultân Menâkıbnâmeleri, 7.

[28] Krş. age. 14.

[29] Krş. Kahraman, Menâkıb-ı Emir Sultan (Hüsâmeddin Bursevî) İnceleme ve Metin, 47–52.

[30] Krş. Ülker – Günay, “Türk Tarih ve Kültüründe Emir Sultan”, Uludağ Üniversitesi II. Bursa Halk Kültürü Sempozyumu (Bursa, 2005), 346.

[31] Krş. Liman, “Yahyâ Bin Bahşî ve Menâkıbu'l-Cevâhir”, İSTEM (İslâm, San'at, Tarih, Edebiyat ve Musıkîsi) Dergisi 13 (2009), 306.

[32] Krş. Yılmaz, “Osmanlı”, Akademiar Dergisi, 144.

[33] Krş. age. 150.

[34] Krş. age. 141.

[35] Krş. Ülker – Günay, “Türk Tarih ve Kültüründe Emir Sultan”, 348.

[36] Krş. Liman, “Yahyâ b. Bahşî”, 306.

[37] Krş. Ülker – Günay, “Türk Tarih ve Kültüründe Emir Sultan”, 362.

[38] Krş. Yılmaz, “Osmanlı”, Akademiar Dergisi, 153.

[39] Krş. Liman, “Yahyâ b. Bahşî”, 306.

[40] Krş. Uyğur, “Hasan Hâce b. Yûsuf”, 287.

[41] Krş. Kunter, “Emir Sultan Vakıfları ve Fatih'in Emir Sultan Vakfiyesi”, IV/61.

[42] Krş. Ülker – Günay, “Türk Tarih ve Kültüründe Emir Sultan”, 345–346.

bu yazıyı beğendi

Yorumlar (0)

Yorum için giriş yap.

Büyütülmüş Resim
✓ Link kopyalandı!