İslamî çerçevenin en ilginç kavramlarından biri “mizan”, yani ölçü ve dengedir. Rahman sûresinde göğün yükseltilmesiyle birlikte mizan zikredilir ve ölçüde taşkınlık yapılmaması istenir. Bu ayet simyayı doğrulayan bir delil değildir; böyle kullanmak doğru olmaz. Fakat İslam medeniyetinde düzen, oran ve ölçü fikrinin ne kadar güçlü bir zihinsel arka plan oluşturduğunu anlamak bakımından önemlidir. Câbirî külliyatta karşımıza çıkan ‘ilmü’l-mizan’, maddelerin niteliklerini ve oranlarını açıklamaya çalışan kendine özgü bir sistemdir.
Burada Câbir bin Hayyan meselesi de başlı başına bir sırdır. Yüzlerce, hatta bazı kataloglarda çok daha fazla eser onun adına bağlanmıştır. Fakat modern araştırmalar bu dev külliyatın tamamının tek bir kişi tarafından yazılmış olamayabileceğini gösteriyor. Bazı araştırmacılar metinlerin önemli bölümünü 9. ve 10. yüzyıllarda oluşmuş bir Câbirî çevreye bağlar. Başka araştırmacılar ise tarihî bir Câbir’in varlığını ve külliyatın en azından bir bölümünün ona ait olabileceğini savunur. Demek ki simyanın gizemi yalnızca formüllerde değil, metinlerin kime ait olduğunda bile başlıyor.
Arapça simya literatüründe bu alanın zaman zaman “es-san‘atü’l-ilâhiyye”, yani ilahî sanat diye adlandırılması da dikkat çekicidir. Bu ifade, simyanın dinen vahyedilmiş bir ilim olduğu anlamına gelmez. Daha çok, maddenin gerçek dönüşümünün nihai olarak Allah’ın yaratması ve iradesi içinde düşünüldüğünü gösteren bir zihniyeti yansıtır. Simyacı maddeyi hazırlar; dönüşümün hakikati ise kendi gücünden bağımsız görülür. Bu ayrım, simyayı sırf büyü veya sırf kimya diye okumayı zorlaştırır.
Eski simya metinlerinde damıtma, çözündürme, süblimleştirme, kalsinasyon ve metal işlemleri gibi gerçek laboratuvar uygulamalarından söz edilir. Buna karşılık kullanılan teori modern kimyadan farklıdır. Elementlerin bugünkü atom anlayışıyla açıklanmadığı, sıcaklık-soğukluk ve kuruluk-yaşlık gibi niteliklerin merkezi rol oynadığı bir dünya tasavvuruyla karşılaşırız. Bu nedenle “simyacılar aslında modern kimyayı biliyordu” demek de, “hepsi hurafeydi” demek de aynı ölçüde basittir.
Bir başka karışıklık ise simyanın tamamen ruhsal dönüşüm sembolizmine indirgenmesidir. Bazı metinlerde manevî yorumlar gerçekten vardır; ‘arınma’, ‘olgunlaşma’ ve ‘dönüşüm’ insan nefsi için de metafor olarak kullanılmıştır. Fakat tarihî simyanın büyük bir bölümü gerçek maddeler, fırınlar ve işlemlerle uğraşır. Her simya metnini gizli tasavvuf kitabı saymak, laboratuvar tarafını yok eder.
Bence simyanın bugün yeniden okunmaya değer tarafı altın üretip üretmediği değildir. Asıl mesele, İslam dünyasında maddeye bakışın ne kadar çok katmanlı olduğudur. Madde, sayı, oran, tabiat ve metafizik aynı masa üzerinde konuşulabiliyordu. Bugün bu teorilerin çoğunu bilimsel olarak kabul etmiyoruz; fakat sorulan temel soru hâlâ canlıdır: Madde neden değişiyor ve değişimin arkasındaki düzen nedir? Kadim simyanın bize bıraktığı en büyük miras belki de kayıp bir iksir değil, maddenin ardındaki düzeni anlama ısrarıdır.
Kaynaklar
• Kur’an-ı Kerim, Rahman 55/7-9.
• Encyclopaedia Iranica, “Kimiā” maddesi.
• Science History Institute, “Al-Kimiya: Notes on Arabic Alchemy”.
• U.S. National Library of Medicine, Islamic Medical Manuscripts: Jābir ibn Ḥayyān ve Alchemy katalogları.
• Şule Taşkıran Çankaya & Musa Şen, ‘Analyzing Alchemical Body and Causality Theories in Islamic Civilization based on Jabir ibn Hayyan's System’ (2024).
— Kürşad Berkkan
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.