İslami zeminde konunun ilk dikkat çekici kapısı uykudur. Zümer sûresi 42. ayette Allah’ın ölüm anında nefisleri aldığı, ölmeyenlerin ise uykuda bulunduğu ve sonra bir kısmını belirlenen vakte kadar geri gönderdiği bildirilir. Bu ayet, uykuyu sıradan bir bilinç kapanması olarak değil, insanın varlığı üzerinde düşünmeye çağıran özel bir hâl olarak gösterir. Hadislerde de salih rüyanın Allah’tan olduğu, kötü ve korkutucu rüyaların ise şeytanla ilişkilendirildiği açıkça belirtilir. Ancak bundan “her rüya gayb haberi taşır” sonucu çıkmaz. Tam tersine İslamî gelenek rüyanın değerini kabul ederken onun her türünü aynı seviyede görmez.
Berzah kelimesi de burada önemlidir. Kur’an’da berzah, iki şey arasındaki sınır veya engel anlamında kullanılır; ölümden sonra dönüşün önündeki berzahtan da söz edilir. Fakat “âlem-i misal” ifadesini doğrudan Kur’an’da geçen hazır bir kozmoloji gibi sunmak doğru değildir. Bu, sonraki İslam düşüncesinde gayb ile şehadet, ruh ile beden ve mana ile suret ilişkisini açıklamak için geliştirilmiş metafizik bir çerçevedir.
Âlem-i misal fikri işte bu noktada devreye girer. Özellikle İşrâkî ve tasavvufî düşüncede suretlerin yalnızca maddî gözle görülen nesnelerden ibaret olmadığı konuşulmuştur. İbnü’l-Arabî’nin hayal anlayışında, hayal sadece insan zihninin uydurduğu görüntü değildir; görünür ile görünmez arasında bir berzah, yani iki alanı hem ayıran hem de birbirine temas ettiren bir ara düzey olarak düşünülür. Bu yüzden rüya, keşif ve bazı vizyoner tecrübeler “hayalî” diye değersiz sayılmaz; fakat akıl ve dinî ölçüden bağımsız, tartışmasız hakikat ilan da edilmez.
Burada modern parapsikolojiyle eski metafiziği birbirine yapıştırmamak gerekir. Beden dışı deneyimler, lucid rüyalar veya yoğun vizyonlar bugün psikoloji ve nörobilim açısından da araştırılıyor. Bu çalışmalar beynin uyku, algı ve beden şemasıyla ilgili süreçlerini açıklamaya çalışır. Fakat laboratuvarda bir deneyimin nörolojik karşılığını görmek, âlem-i misalin fiziksel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez. Aynı şekilde beynin süreçlerini bilmek de metafizik ihtimali otomatik olarak ortadan kaldırmaz. İki alanın sorduğu soru farklıdır.
Bence burada en önemli mesele, çağımızın kavramları birbirine karıştırmasıdır. Astral seyahat, âlem-i misal, berzah, keşif ve rüya aynı şey değildir. Bir insan rüyasında çok canlı bir mekân görmüş olabilir; bu, onun mutlaka başka bir âleme gittiğini ispatlamaz. Fakat İslam düşüncesindeki misal anlayışı bize şunu hatırlatır: Gerçeklik tartışması yalnızca “elle tutuluyor mu?” sorusuna indirgenmemiştir. Mana, suret ve idrak arasındaki ilişki yüzyıllar boyunca ciddi biçimde ele alınmıştır.
Dolayısıyla âlem-i misali anlamanın yolu onu sansasyonel bir “astral harita”ya dönüştürmek değil, İslam’ın gayb anlayışı içinde yerine oturtmaktır. Belki asıl soru “Ruh uykuda nereye gidiyor?”dan önce şudur: İnsan gördüğü her şeyi aynı türden gerçeklik mi sanıyor? Kadim düşüncenin bize bıraktığı esas miras, hazır bir cevap değil; görünür olanla görünmeyen arasındaki sınırı daha dikkatli düşünme çağrısıdır.
Kaynaklar
• Kur’an-ı Kerim, Zümer 39/42; Mü’minun 23/100.
• Sahih al-Bukhari, Kitab al-Ta‘bir, 6984, 6986, 7005.
• Stanford Encyclopedia of Philosophy, “Ibn ‘Arabi”, özellikle ‘Imagination’ ve ‘Barzakh’ bölümleri.
• Encyclopaedia Iranica, “Henry Corbin” maddesi, ‘imaginal’ ve ‘alam al-mithal’ tartışması.
— Kürşad Berkkan
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.