Şerefeddin el-Kırîmî’nin talebesidir. Fâtih Sultan Mehmed ile arasında geçen konuşma sebebiyle Osmanlı siyaset düşüncesinde adı sıkça anılır.
Anadolu’ya Gelişi
Hocasından ders aldıktan sonra Anadolu’ya geldi. Sultan Murad Han ona Merzifon kasabasındaki medresesini verdi. Daha sonra İstanbul’a geldi; Sultan günlük elli dirhem maaş bağladı. Hem müderrislik yapıyor hem vaaz ediyordu.
Fâtih ile Konuşması
İstanbul’dan Edirne’ye seyahat eden Sultan Mehmed ile karşılaştığında Sultan ona Kırım’ın hâlini sordu. Kırım’da altı yüz müftü ve üç yüz müellif bulunduğunu, oranın ilim ve barışla donatılmış büyük bir memleket olduğunu işittiğini söyledi. Kırîmî’nin cevabı şu oldu: o devrin sonlarına yetişmiştir.
Sultan harap olmasının sebebini sordu. Aldığı cevap, kaynaklarda tekrar tekrar aktarılır: Kırım’da bir vezir ortaya çıkmış ve âlimleri hafife almış, bunun üzerine âlimler dağılmıştır. Ardından eklediği cümle meselenin özüdür — âlimler şehrin kalbidir; kalbe bir hastalık bulaşırsa bu hastalık bütün organlara yayılır.
Sultan bunun üzerine Vezir Mahmud Paşa’yı çağırttı, hikâyeyi anlattı ve bir saltanatın sonunun vezirlerin yüzünden geldiği sonucunu çıkardı.
Mahmud Paşa itiraz etti: aksine sultanın yüzündendir. Sebebini sorunca verdiği cevap şuydu — böyle bir adamı vezir seçtiği için asıl sebep sultandır. Fâtih’in karşılığı tek kelimeydi: doğru söylüyorsun.
Bir vezirin padişaha bunu söyleyebilmesi ve padişahın onaylaması, o sarayın kendine güvenini gösterir.
Eserleri ve Vefatı
Seyyid Abdullah’ın Şerhu’l-Lübb’üne, Teftâzânî’nin Şerhu’l-Akāid’ine ve yine Teftâzânî’nin et-Telvîh’ine hâşiyeleri vardır. İstanbul’da vefat etti ve orada defnedildi; mezarı ziyaret edilir.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.