Osmanlı Devleti’nin kuruluş kadrosunda adı geçen ilk âlim isimdir. Bir beyliğin devlete dönüştüğü o kritik eşikte, kılıcın yanında duran kalemi temsil eder. Taşköprülüzâde, eserine Osman Gazi devrini anlatarak başlarken ilk sırayı ona ayırmıştır.
Karaman’da Doğan Bir İlim Yolcusu
Karaman’da dünyaya geldi. İlk tahsilini burada tamamladıktan sonra devrin ilim merkezlerinden Şam’a gitti. Oradaki şeyhlerden fıkıh okudu; tefsir, hadis ve usûl derslerini de aynı halkalarda tamamladı. Bu, o dönemin Anadolulu talebeleri için alışılmış bir güzergâhtı: taşrada temel, Şam ya da Mısır’da ihtisas.
Tahsilini bitirince memleketine döndü ve Osman Gazi’nin hizmetine girdi. Kaynak, onun beyin nezdinde tam bir kabul gördüğünü kaydeder. Dinî meselelerde kendisine başvurulur, devlet işlerinde görüşü alınırdı. Henüz kurumsallaşmamış bir yapıda bu, fiilen hem müftülük hem müşavirlik demekti.
Bir beyliğin âlimine danışması sıradan bir tercih değildir; hangi zemin üzerine kurulacağına dair verilmiş bir karardır.
Zâhid Bir Âlim
Taşköprülüzâde onu ilmiyle amel eden, ibadete düşkün ve dünyaya değer vermeyen biri olarak tarif eder. Duasının makbul, nefesinin bereketli sayıldığı rivayet edilir. Dikkat çekici olan şu: büyük bir servetin sahibiyken tasavvuf yoluna girmiş, elindekini bırakmıştır. Yolcuların konaklaması için yaptırdığı zâviye de bu tercihin somut karşılığıdır.
Osman Gazi’nin Rüyası
Osmanlı tarihinin en meşhur rüyası bu zâviyede görülür. Rivayete göre Osman Gazi burada geçirdiği bir gecede, Edebâli’nin göğsünden çıkan bir ayın kendi göğsüne girdiğini görür. Ardından göbeğinden dalları ufuklara uzanan büyük bir ağaç yeşerir; altındaki dağlardan nehirler fışkırır ve insanlar bu sulardan kendileri, hayvanları ve bahçeleri için yararlanır.
Rüyayı dinleyen şeyh bunu saltanat müjdesi olarak yorumlar. Osman Gazi’ye ve neslinden gelecek olanlara Müslümanların çok fayda göreceğini söyler, ardından kızını ona nikâhlar. Bu evlilikten çocukları olmuştur. Ağaç, nehirler ve gölgesinde yaşayan insanlar imgesi, sonraki asırlarda Osmanlı’nın kendini anlatma biçiminin merkezine yerleşecektir.
Vefatı
Şeyh Edebâli 726/1325 yılında, yüz yirmi yaşındayken vefat etti. Ondan bir ay sonra kızı, kızının ölümünden üç ay sonra da Osman Gazi hayata gözlerini yumdu. Kuruluşun ilk halkası, birkaç ay içinde birlikte kapanmış oldu.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.