Osmanlı tarihinin en tartışmalı simalarından biridir. Devrinin en yetkin fakihlerinden sayılırken, adı bir isyan hareketiyle birlikte anılmış ve idam edilmiştir. Tam adı Bedreddin Mahmud b. İsrâil b. Abdülazîz’dir.
Doğumu ve Ailesi
Babasının kadılık yaptığı Simavna kalesinde, Sultan I. Murad zamanında doğdu. Babası aynı zamanda oradaki Müslüman ordusunda kazaskerdi ve kaleyi bizzat fethetmişti. Bir başka rivayete göre dedelerinden biri Selçuklu veziriydi.
Tahsili
Henüz çocukken babasından ilim tahsiline başladı. Kur’an’ı ezberledi, Şâhidî Efendi’den ders okudu, Mevlânâ Yûsuf’tan sarf ve nahiv aldı. Konya’da Feyzullah Efendi’den dört ay nücûm ilmi okudu. Hocasının vefatı üzerine Mısır’a göçtü.
Kahire’de Seyyid Şerîf el-Cürcânî ile birlikte mantıkçı Mübârekşah’tan okudu. Ardından onunla hacca gitti, Mekke’de Şeyh Zeylaî’den ders aldı. Kahire’ye döndüğünde yine Cürcânî ile birlikte Şeyh Ekmeleddin’den bütün ilimleri tahsil etti. Mısır Sultanı Ferec de ondan ders almıştır.
Devrin en parlak talebe halkasının içindeydi: Cürcânî, Molla Fenârî, Hacı Paşa ve o, aynı hocanın önünde oturmuşlardı.
Tasavvufa Yönelişi
İlâhî cezbe kendisini kuşatınca, Mısır’da yerleşik olan Şeyh Hüseyin Ahlâtî’nin himayesine girdi. Ondan öğrenebileceği her şeyi öğrendikten sonra şeyhi onu irşad göreviyle Tebriz’e gönderdi.
Timur’un Huzurunda Hakemlik
Timur Tebriz’e geldiğinde huzurunda âlimler arasında bir tartışma çıkar ve sonuca bağlanamaz. İbnü’l-Cezerî, hakemlik için Şeyh Bedreddin’in adını verir. Timur onu çağırır; Bedreddin bütün tarafların hoşnut olacağı biçimde meseleyi karara bağlar. Âlimler üstünlüğünü kabul eder, Timur da ona bol miktarda para ve ikramda bulunur.
Dönüşü ve Kazaskerliği
Her şeyi bırakıp Bitlis’e, oradan Mısır’a döndü ve Şeyh Ahlâtî ile tekrar buluştu. Şeyhi ölünce onun yerine geçirildi, ancak bu makamda yalnız altı ay oturdu. Halep, Konya ve Tire üzerinden Edirne’ye geldi. Sakız Adası reisi onu yanına çağırmış, huzurunda Müslüman olup müridleri arasına girmişti.
Fetret devrinde Mûsâ Çelebi sultan olunca onu kazaskerlik makamına getirdi. Ancak Çelebi Mehmed kardeşi Mûsâ’yı bertaraf edince, Şeyh Bedreddin ailesiyle birlikte İznik’te ikamete mecbur edildi ve kendisine aylık bin dirhem bağlandı.
Sonu
Bir süre sonra İznik’ten ayrılıp İsfendiyar Beyi’ne sığındı; maksadı Tatar diyarına geçmekti. İsfendiyar buna izin vermeyip onu Rumeli’ye, Zağra’ya gönderdi. Burada sevenleri etrafında toplandı ve kalabalık büyüdü. Bazı kimseler onu saltanatı hedef aldığı gerekçesiyle şikâyet ettiler; yakalandı ve Mevlânâ Haydar el-Acemî’nin fetvasıyla öldürüldü.
Taşköprülüzâde bu son cümleyi kurarken tarafını da belli eder: onun haksız yere öldürüldüğünü söyler. Torunu Halîl b. İsmâil’in yazdığı Menâkıbnâme de aynı görüştedir; başına gelenlerin sorumlusu olarak Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal gibi yandaşları ile ulemânın kıskançlığını gösterir.
Buna karşılık başka âlimler Vâridât’taki bazı te’villeri sebebiyle onu ağır biçimde tenkit etmişlerdir. Yakın dönemde ise bazı yazarlar olayları bambaşka bir çerçevede yorumlamışlardır. Kısacası hakkındaki tartışma altı asırdır sürmektedir ve kaynaklar birbiriyle uyuşmaz.
Eserleri
Fıkıhta Letâifü’l-işârât ve bunun şerhi et-Teshîl; ikincisini İznik’te ikamete mecbur edildiği sırada yazdı. Câmi‘u’l-fusûleyn Hanefî fıkhının en çok kullanılan kaynaklarından biri olmuştur. Ayrıca Unkûdü’l-cevâhir, sarfa dair el-Maksûd şerhi, tasavvufta Meserretü’l-kulûb ve en çok tartışılan eseri el-Vâridât kendisine aittir. Vefatı 818/1415 civarı olarak verilir, kaynakların çoğu 823/1420’de Serez’de idam edildiğini kaydeder.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.