Fâtih Sultan Mehmed’in hocası ve Osmanlı şeyhülislâmıdır. Sultanların yüzüne hakikati söylemekten çekinmeyen tavrıyla, Osmanlı ilmiye tarihinin en renkli simalarındandır. Tam adı Şemseddin Ahmed b. İsmâil el-Gürânî’dir.
Tahsili
Küçük yaşta Kur’an’ı ezberledi. Memleketinde başladığı tahsilini ilerletmek için Bağdat, Şam ve Kahire gibi merkezlere gitti. Kahire’de fıkıhta derinleşti, kırâat-i aşereyi sağlam biçimde okudu, hadis ve tefsir tahsil etti ve devrin âlimlerinden icâzetler aldı.
İbn Hacer, verdiği hadis icâzetinde onun Sahîh-i Buhârî’yi hem rivayet hem dirayet düzeyinde okuduğuna şahitlik ettiğini belirtir.
Anadolu’ya Gelişi
Molla Yegân hac yolculuğunda Kahire’ye uğradığında onu ziyaret etti; Molla Yegân değerini anlayınca kendisini Anadolu’ya getirdi. Sultan’a çıktığında hediye sorulunca yanında bir tefsir ve hadis âlimi getirdiğini söyledi. Sultan onunla saatlerce sohbet etti ve Bursa’daki iki medreseyi ona verdi.
Şehzade Mehmed’in Hocalığı
Sultan’ın oğlu Mehmed o sırada Manisa’da beylik yapıyordu; babası pek çok hoca göndermiş, hiçbirinin sözünü dinlememiş, Kur’an’ı bile hatmetmemişti. Molla Gürânî hoca tayin edildi ve karşı geldiğinde vurması için kendisine bir sopa verildi.
Şehzadenin yanına elindeki sopayla girdi ve durumu olduğu gibi anlattı: babası onu eğitmesi için göndermiş, karşı geldiğinde dövmesi için de bu sopayı vermişti. Mehmed bu söze güldü; Molla Gürânî ise oracıkta sopayla kuvvetlice vurdu. Kısa süre içinde Kur’an hatmedildi.
Bir hocanın padişah oğluna vurabilmesi ve sonrasında ömür boyu sevilmesi, o devrin hoca-talebe anlayışını özetler.
Vezirliği Reddi
Mehmed tahta geçince ona vezirlik teklif etti. Kabul etmedi ve gerekçesini şöyle açıkladı: kapıdaki görevliler ve hizmetkârlar sonunda vezir olabilmek için hizmet ederler; onlardan başka biri vezir olursa kalpleri soğur ve yönetim işlerine zarar gelir. Bu cevaptan hoşlanan Sultan kazaskerlik teklif etti ve o kabul etti.
Sultan ile Gerginlik
Kazaskerliğe başlarken Sultan’a danışmadan müderrislik ve kadılık görevlerini iki kişiye verdi. Sultan bundan hoşlanmadıysa da bir şey diyemedi; vezirlerine danıştıktan sonra onu Bursa kadılığı ve vakıf mütevelliliğiyle görevlendirdi.
Bir süre sonra Sultan ona şeriata aykırı bir emir içeren emirnâme gönderdi. Molla Gürânî emirnâmeyi parçaladı ve görevliyi dövdü. Öfkelenen Sultan onu azletti; bu olay aralarına kırgınlık soktu.
Mısır Yılları ve Dönüşü
Bunun üzerine Mısır’a, Sultan Kayıtbay’ın yanına gitti ve orada büyük itibar gördü. Sultan Mehmed pişman olup Kayıtbay’a mektup yazarak onu geri istedi. Kayıtbay gitmemesini, kendisinin daha fazla ikram ettiğini söyledi.
Molla Gürânî’nin cevabı ince bir siyaset dersidir: aralarında baba ile oğul arasındaki gibi bir sevgi vardır, yaşanan olay ayrı bir husustur ve kendi yüzünden olduğunu Sultan da bilmektedir; dönmezse Kayıtbay’ın engellediği düşünülür ve aralarında düşmanlık çıkar. Bu sözlerden memnun kalan Kayıtbay onu yüklü malla uğurladı. 862/1457’de dönüşünde ikinci defa Bursa kadılığı verildi.
Şeyhülislâmlığı
Daha sonra fetva makamına tayin edildi; hediyeler dışında günlük iki yüz, aylık yirmi bin, yıllık elli bin dirhem maaş bağlandı. 1480’de İstanbul müftülüğüne getirildi.
Eserleri
En önemli eseri Gâyetü’l-emânî fî tefsîri’l-kelâmi’r-rabbânî adlı tefsiridir; 860/1456’da Kudüs’te yazmaya başlamış, 867/1462-63’te tamamlayıp Fâtih’e ithaf etmiştir. Kaynakları arasında Zemahşerî’nin el-Keşşâf’ı ve Beyzâvî’nin Envârü’t-tenzîl’i yer alır ve yer yer bu iki tefsiri tenkit eder. Eser Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuş, Buhara Hanlığı’na hediye olarak gönderilmiştir.
Buhârî şerhi el-Kevserü’l-cârî, Ca‘berî’nin eş-Şâtıbiyye şerhine hâşiyesi ve Sübkî’nin fıkıh usulüne dair eserinin şerhi diğer eserleridir.
Şahsiyeti
Heybetli, uzun boylu ve uzun sakallıydı. Hakkı dosdoğru söyler, lafını eğip bükmezdi. Vezir ve sultanlara isimleriyle hitap ederdi; Sultan’la karşılaştığında yalnız selâm verir, eğilmez, tokalaşır fakat elini öpmezdi.
Bir öğrencisi, geceyi onun yanında geçirdiğinde yatsıdan sonra Kur’an okumaya başladığını, kendisi uyuyup uyanana kadar hâlâ okuduğunu, güneş doğuncaya kadar hatmi tamamladığını ve bunun onun mutat âdeti olduğunu anlatır.
Kendisi dururken akranlarından biri bir makama tercih edildiğinde haset etmezdi. Sebebi sorulduğunda verdiği cevap şuydu: kişi kendi kusurunu göremez, eğer ondan üstün yanları olmasaydı Allah ona o makamı vermezdi.
Kendisinin ziyaret edilmemesi hakkında söyledikleri de dikkat çekicidir: Molla Hüsrev ziyaret edilmesi gereken, ilmiyle âmil bir âlimdir; kendisi ise âlim olsa da sultanlarla iç içe olmuştur, bu yüzden ziyaret edilmesi doğru değildir.
Vefatı
893/1488 yılında İstanbul’da vefat etti. Ölümü de hayatı gibi tertiplidir: sabah namazını kılıp evine yatak serilmesini istedi, kıbleye yönelip sağ yanına yattı ve şehirde Kur’an okuyabilecek herkesi çağırttı. Vezirlere Sultan’a selâmını, cenaze namazına katılmasını ve borçlarının hazineden ödenmesini vasiyet etti.
Vezir Dâvûd Paşa ağlayınca ona dönüp kendisine ağlamasını söyledi; dünyada esenlik içinde yaşadığını, Allah dilerse hayatının da esenlikle biteceğini belirtti. İkindi ezanını bekledi; müezzin tekbir getirince kelime-i tevhîdi söyleyerek ruhunu teslim etti. Sultan cenaze namazına geldi ve yüz seksen bin dirhemlik borcunu şahit aramadan ödedi.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.