İslâm tarihinde bir kadının hükümdar olduğu ender örneklerden biridir. Âlim, şair ve devlet adamı olarak üç ayrı sahada iz bırakmış, on yedi yıl hüküm sürmüş ve Timur’un dahi çekindiği bir güç hâline gelmiştir.
Kökeni ve Tahsili
1344’te Kayseri’de doğdu. Babası Kayseri kadısı Şemseddin Mehmed’dir. Beş yaşında ders almaya başladı; on dört yaşına geldiğinde Arapça, Farsça ve aklî ilimlerde eğitim görmüştü. Kayseri’deki bir karışıklık üzerine babasıyla Şam’a gitti, ardından Mısır’a geçerek tahsilini orada tamamladı ve fıkıhta ihtisaslaştı. Şam’da din ilimlerinin yanı sıra riyâzî ilimler de okudu.
İbn Hacer, ed-Dürerü’l-kâmine’de onun az bir süre fıkıh okuduğunu, Halep’te çalıştığını, ardından memleketine dönüp oranın emîriyle hısım olduğunu kaydeder.
Kadılıktan Sultanlığa
Eretnaoğulları Beyliği’nde önce kadı, sonra vezir oldu. Alâeddin Ali Bey’in dul karısıyla evlenen Kılıcarslan’ın kendisine suikast hazırladığını öğrenince erken davranıp onu öldürdü. Toplanan halk meclisi kendisini haklı buldu ve Alâeddin Ali Bey’in oğluna nâib tayin etti.
Ardından başlıca rakibi Amasya hâkimi Hacı Şadgeldi’yi saf dışı bıraktı ve 783/1381’de Sivas’ta hükümdarlığını ilân etti; adına hutbe okutup para bastırdı, Anadolu, Suriye ve Irak’taki sultan ve emîrlere elçiler göndererek saltanatını bildirdi. Böylece Eretnaoğulları Beyliği sona ermiş oldu.
Mücadeleleri
Hâkimiyet sahasını genişletmek için Karamanoğulları, Memlükler, Osmanlılar ve çeşitli beyliklerle savaştı. 789/1387’de Mısır ordusuyla çarpıştı. 799/1396’da Erzincan’daki Tatarlarla karşı karşıya geldi; Sultan Zâhir Berkuk’tan aldığı destekle onları yenilgiye uğrattı. Doğuda Timur, batıda Osmanlı, güneyde Memlükler arasında sıkışmış bir coğrafyada, mahareti ve cesareti sayesinde hâkimiyetini sürdürdü.
Vefatı
Akkoyunlu hükümdarı Karayülük Osman Bey ile yaptığı savaşta esir düştü. Karayülük onu yanına alıp Sivas önlerine geldi ve şehrin teslimini istedi; halk yanaşmadı. Serbest bırakılması durumunda Kayseri ve civarını Akkoyunlular’a bırakabileceğini söylediyse de teklif kabul edilmedi ve Sivas surlarının önünde başı kestirildi. Bu olay muhtemelen Temmuz 1398’de vuku bulmuştur.
İbn Hacer onu irfan sahibi, üstünlükleri olan, zeki, şairliği yanında cesareti de bulunan biri olarak tarif eder. Taşköprülüzâde de bu değerlendirmeyi eserine olduğu gibi almıştır.
Eserleri
et-Telvîh adlı esere âlimler nezdinde şöhret bulan et-Tercîh adında bir hâşiye yazdı. Asıl ünü ise Türkçe divanındandır: bin beş yüz gazel, yüz on dokuz tuyuğ ve yirmi rubâî içerir, hiç kaside yazmamıştır. Aruz veznini Türkçeye uygulayarak divan şiirinin oluşum sürecine öncülük etmiş, tuyuğ nazım şeklini divan edebiyatına kazandırmıştır.
Divanın tek yazma nüshası British Library’de bulunmaktadır ve şair henüz hayattayken, 796/1393-94’te istinsah edilmiştir. Kabrinin yeri kesin olarak bilinmemekle birlikte Sivas’taki Kadı Burhâneddin Türbesi denilen yere gömüldüğü sanılmaktadır.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.