Kıraat ilminin tarih boyunca yetiştirdiği en büyük otorite kabul edilir. Tam adı Ebü’l-Hayr Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ali b. Yûsuf el-Cezerî’dir. Bugün dünyada okunan on kıraatin sistemleştirilmesi büyük ölçüde onun eseridir.
Doğumu ve Tahsili
Babasının anlattığını bizzat teyit ettiği üzere 751/1350 yılı Ramazan ayının yirmi beşinde, cumartesi gecesi Dımaşk’ta doğdu. 764/1362’de hâfız oldu, ertesi yıl hatimle ilk namazını kıldırdı.
Bir grup âlimden hadis dinledi, çeşitli hocalardan kıraat okudu ve 768/1366’da kırâat-i seb‘ayı öğrendi. Aynı yıl hacca gitti, 769/1367’de Mısır’a göçtü; orada on, on iki, sonra on üç kıraati öğrendi. Dımaşk’a dönüp fıkıh okudu, tekrar Mısır’a geçerek usûl, meânî ve beyân tahsil etti, oradan İskenderiye’ye geçti.
Bir ilmin bütün rivayet yollarını tek tek toplamak için ömrünün otuz yılını yola vermiştir.
Fetva Yetkisi ve Görevleri
774/1372’de Şeyhülislâm İbn Kesîr, 778/1376’da Şeyh Ziyâeddin, 785’te Şeyhülislâm Bulkînî ona fetva yetkisi verdi. Ardından müderrisliğe başladı; talebeler gruplar hâlinde ondan kıraat okudu. Dımaşk’ta bir dârülkur’ân yaptırdı, Âdiliyye Medresesi kıraat şeyhliği ve Dârülhadîsi’l-Eşrefiyye şeyhliği görevlerini üstlendi. 793/1390’da Dımaşk kadılığına getirildi.
Bursa Yılları
798/1395’te Mısır’da uğradığı bir zulüm üzerine malları elinden alınınca Anadolu’ya geçti ve Yıldırım Bayezid’in daveti üzerine Bursa’ya yerleşti. Sultan ona büyük ilgi gösterdi, yüksek maaş bağladı ve talebe yetiştirmesini sağladı. Bursalı ve başka memleketli pek çok kişi ondan kıraat-i aşereyi tam olarak okudu.
En büyük eseri en-Neşr fi’l-kırââti’l-aşr’ı burada, 799 yılının Rebîülevvel ayında yazmaya başlayıp aynı yılın zilhicce ayında tamamladı. Eseri yazma sebebini kendisi açıklar: insanlar yedi kıraat dışındaki sahih okuyuşları Kur’an’dan saymıyorlardı. Bu yüzden yedi imamın yanına üç imamı daha ekleyerek onlu sistemi ortaya koydu ve yaygınlaştırmak için manzum hâli olan Tayyibetü’n-Neşr’i yazdı.
Timur’a Esir Düşmesi
805/1402’deki Ankara Savaşı’na Yıldırım Bayezid’le birlikte katıldı ve savaşta esir düştü. Şöhretinden haberdar olan Timur ona ikramlarda bulundu, ardından yanına alıp Mâverâünnehir’e götürdü; Keş şehrinde inşa ettirdiği medresede görevlendirdi, sonra Semerkant’a yerleştirdi. Orada çok sayıda kişiye ders verdi ve üç cilt hâlinde Şerhu’l-Mesâbîh’i yazdı.
Timur’un ona gösterdiği hürmete dair Taşköprülüzâde bir sahne aktarır: Semerkant’taki bir davette Timur sol yanına emîrlerini, sağ yanına âlimleri oturtmuş, İbnü’l-Cezerî’yi ise orada müderrislik yapan Seyyid Şerîf Cürcânî’nin önüne geçirmiştir. Sebebini soranlara verdiği cevap şudur — kitap ve sünneti bilen, ikisi arasında tereddüde düştüğünde meseleyi doğrudan Hz. Peygamber’e danışarak çözen bir âlimi nasıl öne almasın?
Şîraz Yılları
807/1405’te Timur’un vefatı üzerine torunu Sultan Halîl’den izin alarak Semerkant’tan ayrıldı. Buhara’da bir müddet ders verdi; Herat’a ulaştığında Sultan Mirza Şâhruh onu şehrin dışında karşıladı. Yezd ve İsfahan üzerinden 808/1406’da Şîraz’a vardı. Sultan Pîr Muhammed onu burada alıkoydu ve zorla Şîraz ve havalisinin kadılığına tayin etti.
Başlangıçta orada kalmayı istemese de sonradan Şîraz’ı benimsedi ve Dımaşk’takine benzer bir dârülkur’ân yaptırdı. 823/1420’de Mekke ve Medine’de bulundu; Medine’de Harem’in imamı ondan ders aldı. Bu dönemde et-Takrîb, Tahbîrü’t-Teysîr ve kıraat âlimlerinin tarihine dair Tabakâtü’l-kurrâ’yı yazdı. es-Suğrâ’da kendi hayat hikâyesini de nakletmiştir.
Diğer eserleri arasında Gâyetü’l-mehere, nahiv sahasında el-Cevhere, Kur’an okuyacak kişinin bilmesi gerekenlere dair el-Mukaddime ve dua kitabı Kitâbü’l-Hısni’l-hasîn sayılabilir.
Ailesi
Çocuklarının tamamı üst seviyede hâfız ve kurrâydı. Büyük oğlu Ebü’l-Feth Muhammed, babası Anadolu’ya gittiğinde Dımaşk’taki görevlerini üstlenmiş, 814/1411’de veba sebebiyle vefat etmiştir. Diğer oğulları Ebü’l-Hayr Muhammed ve Ahmed de kıraat-i aşereyi babalarından tamamlamışlardır. Ahmed, Bursa Ulucami’nin mütevelliliğini yapmış, Timur fitnesi sırasında Timur tarafından Sultan Nâsır Ferec’e elçi olarak gönderilmiş, babasıyla yirmi yıl ayrı kalmıştır.
Vefatı
833/1429 senesi Rebîülevvel ayında, cuma günü kuşluk vaktinde Şîraz’da vefat etti ve kendi yaptırdığı Dâru’l-Kur’ân’a defnedildi. Bir öğrencisinin kaydına göre cenazesine büyük bir katılım olmuş; eşraf, seçkinler ve halk naaşını taşımak, öpmek ve dokunmak için akın etmiştir.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.