İstanbul’un fethinden sonra şehrin ilk kadısı olarak tayin edilen isimdir. Arap ülkelerine hiç gitmeden Arapçaya ve dinî ilimlere vâkıf olmasıyla, Osmanlı medreselerinin artık kendi kendine yeter hâle geldiğinin göstergesi sayılır.
Kökeni ve Tahsili
Eskişehir’e bağlı Sivrihisar’da doğdu; doğum tarihi bazı kaynaklarda 810/1407 olarak verilir. Babası Sivrihisar kadısı Celâleddin Efendi’dir. İlk öğrenimini babasından gördü, ardından Bursa’da Molla Yegân’ın yanında tahsiline devam etti ve hocasının kızıyla evlendi. 837/1433’te Sivrihisar’da kadı olarak görev yaptı.
İlme son derece hevesliydi; sayılamayacak kadar ilim dalında ders aldı. Hakkında söylenen söz şudur: Molla Fenârî’den sonra ilimlerin az bilinen konularına onun kadar vâkıf olan çıkmamıştır.
Fâtih’in Huzurundaki Münazara
Sultan Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında Arap diyarından, az bilinen ilimlere son derece vâkıf bir adam gelmişti. Sultan’ın huzurunda Anadolu âlimlerine sorular sordu, hepsi yetersiz kalıp acziyetlerini itiraf etti. Sultan bundan rahatsızlık ve utanç duydu.
Bu sırada Sivrihisar kadısı Hızır Bey’in adı zikredildi. Otuzlu yaşlarındaydı ve sultanın askerlerinin kıyafetlerini giyerdi. Huzura getirildiğinde karşısındaki adam gençliğini ve kıyafetini görüp alaycı biçimde güldü.
Hızır Bey ondan sorularını sıralamasını istedi ve sorulan bütün sorulara tek tek cevap verdi. Sonra kendisi on altı konuda soru sordu; adam hiçbirine cevap veremedi.
Bir kıyafetten hüküm veren adam, o kıyafetin altındaki birikime yenilmiştir.
Sultan bu manzaradan öyle keyif aldı ki yerinde duramadı. Hızır Bey’e Bursa’daki medreseyi verdi, günlük elli dirhem maaş bağladı; 848’de buna başka bir medrese ve İnegöl kadılığını ekledi.
Talebeleri
Etrafında Muslihuddin el-Kastallânî ve Ali el-Arabî gibi seçkin talebeler toplandı. İki muîdi vardı: Hocazâde diye meşhur Muslihuddin Efendi ile Hayâlî diye bilinen Şemseddin Efendi. Fâtih devrinin en büyük âlimleri onun elinden geçmiştir.
İstanbul Kadılığı
Sultan Mehmed İstanbul’u fethedince onu oraya kadı tayin etti; böylece İstanbul’un ilk kadısı oldu. Kadılık görevindeyken 863/1459 senesinde vefat etti.
Bütün vaktini ilim ve ibadetle geçirirdi. Karakteri düzgün, kavrayışı hızlı, ezberi kuvvetliydi. Kısa boyluydu; kendisine ilim dağarcığı lakabı verilmişti.
Eserleri
En meşhur eseri, akaide dair el-Kasîdetü’n-nûniyye’dir. Yüz beş beyitlik bu kasidede kelâm meseleleri Mâtürîdî çizgisinde işlenmiştir ve talebesi Hayâlî tarafından şerh edilmiştir. Eser Osmanlı’nın son dönemine kadar müfredatta kalmıştır.
Arapça, Farsça ve Türkçe şiir yazardı. Ucâletü leyleteyn adlı bir kasidesi daha vardır; bunu Fâtih’e gönderdiğinde Sultan görüşünü almak üzere Molla Gürânî’ye göstermiş, Gürânî bir fiilin kullanımına itiraz etmiştir. Hızır Bey bu itiraza, aynı fiilin Kur’an’da o şekilde kullanıldığını gösteren, aynı zamanda ince bir sitem taşıyan bir âyetle karşılık vermiştir.
Ailesi
Çocukları arasında Tazarruât sahibi Sinan Paşa, Yâkub Paşa ve Ahmed Paşa gibi tanınmış âlimler vardır; onların biyografileri de Şakâik’in ilerleyen bölümlerinde yer alır.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.