Anadolu tasavvuf tarihinin en tanınmış, aynı zamanda hakkında en çok tartışılan simalarındandır. Kendi adıyla anılan tarikatın pîri sayılır; hayatına dair kesin bilgiler ise oldukça sınırlıdır.
Kökeni
Nişabur’da 606/1209-1210 yılında doğduğu kabul edilir. Lokmân-ı Perende adlı sûfî tarafından yetiştirildiği rivayet edilir. Âşıkpaşazâde’nin kaydından kardeşi Menteş ile birlikte Baba İlyâs-ı Horasânî’ye intisap ettikleri, Elvan Çelebi ve Eflâkî’nin ifadelerinden ise halifelik makamına kadar yükseldiği anlaşılmaktadır.
Babaî İsyanı ve Sonrası
Kardeşi Menteş 1239’da başlayan Babaî İsyanı’na katılmış ve Sivas’ta Selçuklu kuvvetleriyle yapılan muharebede öldürülmüştür. Hacı Bektâş-ı Velî’nin ise bu isyana katılmadığı hem Elvan Çelebi’den hem Âşıkpaşazâde’den öğrenilmektedir.
Bir isyanın halifesi olup isyana katılmamak, sonraki asırların onu nasıl okuyacağını da belirlemiştir.
Sulucakarahöyük Yılları
Âşıkpaşazâde’ye göre daha sonra o zamanki adı Sulucakarahöyük, bugünkü adı Hacıbektaş olan yerde ortaya çıkmıştır. Vilâyetnâme’ye göre burada, şeyhi Baba İlyas’ınkine benzer bir hayat sürmüş; zaman zaman yakındaki bir mağarada inzivaya çekilmiş, zaman zaman da köyün hayvanlarını otlatmak gibi oymağının günlük işleriyle uğraşmıştır.
Bugünkü dergâhın yerinde ilk inziva mahalli olan Kızılca Halvet’i yaptı ve mürid edinmeye başladı. Bir Türkmen şeyhi olarak kendi cemaati içinde mürşidlik görevini sürdürürken, halifelerini Anadolu’nun dört bir yanına gönderdi. 1270 civarında burada vefat etti.
Eserleri
Tasavvufî görüşlerinin yer aldığı, derleme niteliğindeki Makâlât en bilinen eseridir. Ayrıca Kitâbü’l-Fevâid, Şerh-i Besmele ve kendisine nisbet edilen başka risâleler vardır.
Taşköprülüzâde’nin Kaydı
Taşköprülüzâde onu kerâmet sahibi ve velîlik derecesine ermiş biri olarak anar; mübarek mezarının Türkmen diyarında olduğunu, üzerinde bir türbe, yanında bir zâviye bulunduğunu, ziyaret edildiğini ve mezarının yanında edilen duaların kabul olunduğunu kaydeder.
Ardından dikkat çekici bir cümle ekler: kendi zamanında yaşayan bazı kimselerin ona ait olduğunu iddia ettiği birtakım sözlerden onun kesinlikle uzak olduğunu belirtir. Bu, on altıncı yüzyılda onun adına dolaşan rivayetlerin çokluğunu ve müellifin bunlara mesafeli durduğunu gösterir.
Vefatını takip eden dönemde, özellikle on dördüncü yüzyılda zâviyesi Anadolu’nun tasavvufî hayatında önemli bir merkez hâline gelmiş; Yeseviyye, Vefâiyye, Kalenderiyye ve Haydariyye gibi tarikatlara bağlı Rum abdalları ile uçlardaki gazilerin toplandığı bir mekâna dönüşmüştür.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.