Arap sözlükçülüğünün en tanınmış eseri el-Kâmûsü’l-muhît’in müellifidir. Tam adı Mecdüddin Ebû Tâhir Muhammed b. Yâkub eş-Şîrâzî el-Fîrûzâbâdî’dir. Kâmus kelimesinin Türkçede sözlük anlamı kazanması bile bu kitabın şöhretindendir.
Soyu ve Doğumu
729/1328 senesinde Kazrin’de doğdu. Soyu, et-Tenbîh adlı eserin müellifi Şeyh Ebû İshak eş-Şîrâzî’ye, oradan da Hz. Ebû Bekir’e dayanır; el yazısıyla kendisine Sıddîkî diye kayıt düşerdi.
Seyahatleri
Doğusundan batısına bütün memleketi dolaşıp hemen bütün âlimlerden ders aldı. Vâsıt, Bağdat, Şam, Ba‘lebek, Hama, Halep, Kudüs, Gazze, Remle ve Kahire gibi merkezlerde bulundu. Hangi beldeye gittiyse valisi tarafından ikramla karşılandı: Bağdat hâkimi İbn Üveys, Azerbaycan hükümdarı Şah Şücâ‘, Mısır Sultanı Eşref, Şîraz’da Timur, Delhi hükümdarı ve Bursa’da Yıldırım Bayezid onu büyük ilgiyle ağırladı.
Taşköprülüzâde, Sultan Bayezid’in ona çok büyük mal bağışladığını, Emîr Timur’un ise beş bin dinar verdiğini kaydeder.
Ezber Gücü
İbn Hacer’in belirttiğine göre her gece iki yüz satır ezberlemeden uyumazdı. Taşköprülüzâde de aynı sözü nakleder ve onu ezberleme, ilim öğrenme ve telif etmede sembol bir kimse olarak tanımlar.
el-Kâmûsü’l-muhît
Önce altmış cilt tutacağını tahmin ettiği el-Lâmi‘u’l-mu‘lemü’l-ucâb adlı devasa bir sözlüğe başladı ve yaklaşık beş cildini yazdı. Sonra bunun kullanışlı olmayacağını görüp vazgeçti ve iki ciltlik muhtasar bir sözlük hazırladı: el-Kâmûsü’l-muhît. Cevherî’nin es-Sıhâh’ındaki kırk bin kelimeye yirmi bin ekleyerek kelime sayısını altmış bine çıkardı.
Arap sözlükçülüğünde ilk defa kısaltma sistemi kullanan da odur; çoğul, yer adı, şehir adı, köy adı gibi bilgileri harflerle işaretlemiştir. Eser Türkçeye Mütercim Âsım Efendi tarafından el-Okyânûsu’l-basît adıyla çevrilmiştir.
Diğer Eserleri
Kırka yakın eseri vardır. Kur’an ilimlerine dair Besâiru zevi’t-temyîz, Buhârî ve el-Meşârik şerhleri, Tenvîrü’l-mikbâs bunlar arasındadır. Tasavvufta İbn Arabî’yi takdir eder ve onu savunmak üzere iki risâle ile bir fetva kaleme almıştır.
Vefatı
Yemen’in Zebîd şehrinde kadılık yaparken 817/1414 senesi Şevval ayında vefat etti. Öldüğünde bütün duyuları yerindeydi. İsmâil el-Cebertî’nin türbesine defnedildi. Taşköprülüzâde onu, her biri bir ilim dalında zirveye çıkmış son kuşağın dilbilim kanadı olarak anar; aynı kuşakta Şâfiî fıkhında Sirâceddin el-Bulkînî, hadiste Zeynüddin el-Irâkī, aklî ve naklî ilimlerde Molla Fenârî sayılır.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.