Molla Fenârî’den sonra Osmanlı’nın ikinci şeyhülislâmıdır. Otuz yıl boyunca fetva işlerini yürütmüş, II. Murad ve Fâtih devirlerine damgasını vurmuştur. İran taraflarından geldiği için Acemî diye anılır.
Tahsili
Hayatının ilk devreleri hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. İlk tahsilini İran’da yaptığı ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin yanında yetiştiği belirtilir. Osmanlı ülkesine gelişinin Çelebi Mehmed döneminde, 1417 yılları başlarında olduğu sanılmaktadır.
Bursa’da, kendisi gibi İran’dan gelen Burhâneddin Haydar el-Herevî’den hadis okuyup icâzet aldı. Ardından Molla Fenârî’nin oğlu Mehmed Şah’ın hizmetine girerek Sultâniye Medresesi’nde onun muîdi oldu. Bazı medreselerde müderrislik yaptıktan sonra 834/1430-31’de II. Murad tarafından günlük otuz akçe ile Edirne’ye müftü tayin edildi.
Kanaatkârlığı
Sultan yevmiyesini artırmak istediğinde kabul etmedi. Verdiği cevap kaynaklarda tekrar tekrar aktarılır: beytülmâlden hakkı olan kendisine yetmektedir, üzerine bir şey ilâve edilmesi helâl olmaz.
Devletin en yüksek ilmî makamında oturan bir adamın maaş zammını reddetmesi, o makama nasıl baktığını gösterir.
Taşköprülüzâde onu şeriata bağlı, hak ve hakikate son derece sadık, hak konusunda hiçbir kınamaya aldırış etmeyen biri olarak tarif eder.
Hurûfîlerle Mücadelesi
En çok anlatılan hadise şudur: Hurûfî hareketinin mensuplarından biri Sultan Mehmed Han’ın hizmetine girmiş, süslü sözleriyle gönlünü kazanmış ve takipçileriyle birlikte başkentte koruma altına alınmıştı. Vezir Mahmud Paşa bu duruma çok üzülüyor, ancak sultandan çekindiği için bir şey söyleyemiyordu. Durumu Fahreddin Efendi’ye bildirdi ve iddiaları bizzat işitmesini istedi.
Fahreddin Efendi, Mahmud Paşa’nın evinde gizlendi. Paşa adamı evine davet edip muhabbet gösterir gibi yaptı; o da inandıklarını tek tek anlattı. Söz hulûl bahsine gelince Fahreddin Efendi dayanamadı, ortaya çıkıp adamın üzerine yürüdü. Adam kaçıp sarayın koruması altına sığındıysa da peşini bırakmadı ve orada yakaladı; sultan da utancından ses çıkarmadı.
Ardından Edirne’deki Yeni Cami’ye gitti, müezzinler halkı çağırdı ve minberden bu hareketin görüşlerini anlattı, hükmünü ilan etti. Rivayete göre ateşe üflerken kendi sakalları tutuşmuştur.
Bu hadise Osmanlı’da devlet-ulemâ ilişkisinin en sert örneklerinden biridir ve kaynaklarda ayrıntısıyla nakledilir.
Vasiyeti
Ölüm hastalığına yakalandığında Ali et-Tûsî ziyaretine gidip vasiyetini sordu. Verdiği tek cevap şu oldu: insanların sırtından şeriat sopasını eksik etmesin. Başka bir şey söylemedi.
Vefatı
865/1460-61 senesinde Edirne’de vefat etti ve oraya defnedildi; Dârülhadis Camii önüne gömüldüğü kaydedilir.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.