Osmanlı ilim geleneğinin başlangıç noktasında duran isimdir. İlk Osmanlı medresesinin ilk müderrisi olmasının yanı sıra, İbn Arabî’nin Fusûsü’l-hikem’ine yazdığı şerhle tasavvuf tarihinde müstakil bir yer edinmiştir. Tam adı Şerefeddin Dâvûd b. Mahmûd b. Muhammed’dir.
Tahsili
İlk tahsilini Kayseri’deki medreselerde yaptı. Ardından yüksek tahsil için Kahire’ye gitti; orada fıkıh, hadis ve tefsir eğitimini tamamladı. Taşköprülüzâde de Mısır’a giderek oranın âlimlerinden tefsir, hadis ve usûl okuduğunu, aklî ilimlerde fevkalâde başarılı olduğunu kaydeder.
Dönüşünde Niksar’daki medresede bulunduğu, orada matematik hocası olan İbn Sertâk’ın eserlerini 1313-1315 yıllarında istinsah ettiği bilinmektedir; buradan ona matematik ve geometri de okumuş olabileceği düşünülmektedir. Bu ayrıntı önemlidir, çünkü onun tasavvufa giriş kapısı duygu değil, aklî ilimlerdir.
Ondaki ayrıcalık, nazarî tasavvufu medresenin diliyle konuşabilmesidir.
Kâşânî ile Tanışması
Tasavvuf yolundaki üstadı olduğunu söylediği Abdürrezzâk el-Kâşânî ile muhtemelen İran’ın Sâve şehrinde tanıştı. Kâşânî, Sadreddin Konevî’den tasavvuf öğrenmek için Konya’ya gelmiş, Konevî’nin ölümünden önce Anadolu’dan ayrılmış bir isimdi. Böylece Dâvûd-i Kayserî, İbn Arabî geleneğine Konevî üzerinden uzanan bir silsileyle bağlanmış oldu.
İznik Medresesi
Orhan Gazi, 1336 yılında inşaatı biten İznik’teki ilk Osmanlı medresesinin müderrisliğine onu otuz akçe maaşla tayin etti. Taşköprülüzâde bu bilgiyi güvenilir kimselerden işittiğini belirterek aktarır. Kaynaklara göre kazaskerlik teklifini kabul etmemiş, medreseyi tercih etmiştir.
Ölümüne kadar on beş yıla yakın bir süre bu görevde kaldı. Medresede okuttuğu dersler hakkında doğrudan bilgi bulunmamakla birlikte, hadis ve fıkıh gibi naklî ilimlerin yanında felsefe ve mantık gibi aklî ilimleri de okuttuğu söylenebilir. Osmanlı medreselerinde tasavvufî ilimlerin oluşturulup okutulması onun eliyle, bu medresede başlamıştır.
Fusûsü’l-hikem Şerhi
Asıl adı Matlau husûsi’l-kelim fî meânî Fusûsi’l-hikem olan eseri, Fusûs şerhleri içinde çok özel bir yere sahiptir. Şerhe yazdığı ve Mukaddimât diye anılan giriş, tasavvufun temel esaslarını sistemli biçimde ortaya koyar. Taşköprülüzâde, bu mukaddimeye bakarak müellifin aklî ilimlerdeki yetkinliğini teslim eder.
Şerh daha kendi döneminde Anadolu dışında tanındı; Altın Orda’nın merkezi Saray’a ulaştı ve Emîr-i Kebîr Hemedânî, Fusûs’a yazdığı şerhte onun eserini esas aldı. Anadolu’da ilk olarak Şeyh Bedreddin bu şerhe bir ta‘lîkāt yazdı. Molla Fenârî, Kutbüddin İznikî, Sofyalı Bâlî Efendi, Abdullah Bosnevî ve İsmâil Hakkı Bursevî gibi isimler de ondaki görüşlerden etkilendiler.
Bir şerhin tesirinin altı yüzyıl sürmesi, tasavvuf tarihinde ender rastlanan bir durumdur.
Vefatı
1350 yılında İznik’te vefat etti ve oraya defnedildi. Mezarının Çandarlı Kara Halil Paşa Camii’nin karşısındaki Çınarbeli denilen yerde bulunduğu söylenmektedir. Kaynaklarda Şeyh Edebâli, Yûnus Emre, Geyikli Baba ve Hacı Bektâş-ı Velî’nin çağdaşı olarak gösterilir.
Taşköprülüzâde onu ibadete düşkün, zühd sahibi, Allah’tan sakınan ve güzel ahlâklı biri olarak anar. Yerine İznik Medresesi’ne Tâceddin el-Kürdî tayin edilmiştir.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.