I. Murad devrinde dinî, edebî ve aklî ilimlerde ün yapmış âlimlerdendir. Asıl adı Mehmed’dir, kendi döneminde Cemâlî nisbesiyle tanınmıştır. Osmanlı’nın ilk şeyhülislâmı Molla Fenârî’nin hocası olması, onu Osmanlı ilim geleneğinin kurucu isimlerinden biri yapar.
Soyu
Kaynaklarda soyunun dördüncü kuşakta Fahreddin er-Râzî’ye ulaştığı belirtilir. Taşköprülüzâde tam adını Cemâleddin Mehmed bin Mehmed bin Mehmed bin İmam Fahreddin Muhammed er-Râzî olarak verir. Babası vâiz Muhammed’dir.
Görevleri
Bir ara Amasya kadılığı ve Dârülilm müderrisliği yaptı. Amasya’daki karışıklık üzerine oradan ayrılıp o dönem Karamanoğulları’nın elindeki Konya’ya geldi ve bir müddet Konya kadılığında bulundu. Ardından Aksaray’a dönerek Zincirli Medresesi müderrisliğine tayin edildi.
Bu medreseye müderris olabilmenin tek bir şartı vardı: Cevherî’nin es-Sıhâh adlı lugatını ezbere bilmek.
Vakfiyeye konan bu şart, medresenin nasıl bir seviye gözettiğini tek başına anlatır. Taşköprülüzâde de onun bu sebeple buraya atandığını özellikle kaydeder.
Üç Kademeli Ders Usulü
Talebelerini üç kademeye ayırırdı. En alt kademe, hoca binek üstünde medreseye giderken yol boyunca ders alırdı; yürüyerek ders yaptıkları için bunlara meşşâîler, yani yürüyenler denirdi. Orta kademe medresenin revaklarında yaşar ve orada ders görürdü; eski filozofların geleneğine benzetilerek bunlara revâkîler adı verilmişti. En üst kademe ise medresenin içinde ders görürdü.
Hoca bineği üzerindeyken yürüyenleri, sonra inip revaktakileri, en sonunda da medreseye girip içeridekileri okuturdu. Molla Fenârî o vakitler yaşı küçük olduğu için revakta okuyanlar arasındaydı.
Eserleri
Zemahşerî’nin el-Keşşâf’ına hâşiye, meânî ilmine dair el-Îzâh’a ve tıbba dair el-Mûcez’e şerh yazdı. Telifte güçlü olmamakla birlikte tedriste oldukça başarılı olduğu ve pek çok talebe yetiştirdiği ifade edilir.
Seyyid Şerîf ile Hikâyesi
Ününü duyan Seyyid Şerîf el-Cürcânî ondan ders almak üzere Anadolu’ya geldi. Yolda el-Îzâh’a yazdığı şerhi görüp beğenmedi; hatta şerhi sığır etinin üzerindeki sineklere benzettiği söylenir. Zira el-Îzâh zaten anlaşılır bir eserdi ve Cemâleddin Efendi, metnin tamamını yazdıktan sonra açıklamalarını kırmızı mürekkeple araya serpiştirmişti.
Bunun üzerine bir öğrencisi araya girip hocanın ders verişinin telifinden daha güzel olduğunu söyledi. Seyyid Şerîf bu sefer görüşmek için Karaman diyarına geldi. Ancak gelişi Cemâleddin Efendi’nin ölümüne denk düştü. Orada Molla Fenârî ile karşılaştı ve onunla birlikte Mısır’a giderek Şeyh Ekmeleddin’den ders aldı.
Vefatı
791/1388-89 yılında Aksaray’da vefat etti ve Ervah Kabristanı’ndaki dergâhına defnedildi.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.