Fâtih devrinin en büyük müderrislerindendir. Sultan’ın düzenlettiği meşhur tehâfüt yarışmasının iki tarafından biri olmuş, sonucun ardından Anadolu’yu terk etmiştir.
Tahsili ve Gelişi
Acem diyarında devrinin âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri okudu, bütün dallarda ustalaştı ve yaşıtlarını geride bıraktı. Anadolu’ya geldiğinde Sultan Murad Han’dan yakın ilgi gördü. Sultan Mehmed babasının Bursa’daki medresesini ona verdi ve günlük elli dirhem maaş bağladı.
İstanbul’daki Medresesi
Fetihten sonra Sultan, İstanbul’daki kiliselerden sekizini medreseye çevirdi ve birini ona verdi; günlük yüz dirhem maaş bağladığı gibi bir de köy hediye etti. Bu köy Müderris Köyü diye anılmıştır. Diğer medreselerden birini Hocazâde’ye, birini Abdülkerim Efendi’ye verdi. Semâniye medreseleri yapılınca eğitim oraya taşındı; kendisine tahsis edilen mevki bugün Zeyrek Camii diye bilinen yerdir ve çevresinde öğrencilerin kaldığı kırk oda vardı.
Fâtih’in Derse Gelmesi
Sultan Mehmed bazı günler bu medreseye gelir, öğrencilerden onu çağırmalarını isterdi. Hoca geldiğinde her zamanki yerinde oturarak ders okutmasını isterdi. Hoca yerinde otururdu; Sultan sağ yanına, Vezir Mahmud Paşa onun yanına otururdu.
Bir padişahın kendi medresesinde hocanın yanına oturması, ilme verilen değerin protokolden üstün tutulduğu anlamına gelir.
Hoca, Sultan’ın gelişiyle dersi uzatır, sayısız probleme çözüm bulur, incelikleri açıklığa kavuştururdu. Sultan bir keresinde o kadar memnun oldu ki hocaya on bin dirhem ve güzel bir kaftan, her öğrenciye beş yüz dirhem verilmesini emretti.
Tehâfüt Yarışması
Sultan Mehmed, kendisinden ve Hocazâde’den Gazzâlî ile filozoflar arasındaki tehâfüt tartışmasını muhakeme eden birer kitap yazmalarını istedi. Hocazâde eserini dört ayda, Ali et-Tûsî ise altı ayda tamamladı ve kitabına ez-Zühr adını verdi.
Meclistekiler Hocazâde’nin eserini tercih ettiler. Sultan her ikisine on bin dirhem bağışladıysa da Hocazâde’ye fazladan nefis bir katır hediye etti. Ali et-Tûsî’nin Acem diyarına gidişinin sebebi de bu olmuştur.
Tebriz’deki Sahne
Tebriz’e vardığında eski talebesi Şeyh İlâhî ile karşılaştı. Şeyh, hocası için bir bahçede ziyafet verdi. Hoca akarsuyun kenarına oturup düşünceli biçimde başını öne eğince ne düşündüğü soruldu. Cevabı şuydu: orada düşünce huzuru bulmuş, Anadolu diyarını ve makamlarını terk ederek zihin karmaşalarından kurtulmuştu.
Şeyh İlâhî bunun üzerine, zihnin boş oluşunun istenebileceklerin en iyisi olduğunu anlatan beyitler okudu. Hoca çığlık atarak bayıldı; kendine geldiğinde bu hâli için Allah’a hamd etti. Ardından Mâverâünnehir’e gidip Hoca Ubeydullah Ahrâr’ın hizmetine girdi.
Eserleri
Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin Şerhu’l-Mevâkıf’ına, Şerhu’l-Adud hâşiyesine, el-Keşşâf şerhine ve Şerhu’l-Metâli‘ şerhine hâşiyeleri; Teftâzânî’nin Şerhu’t-Telvîh’ine hâşiyesi vardır. Bütün bu eserleri ilim ehlince beğenilmiş ve kabul görmüştür.
Yorumlar (0)
Yorum için giriş yap.