🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor. 🌟 Bilgi Paylaştıkça Çoğalır! En güncel içerikler için bizi takip edin. 📚 Yeni yazılarımızı kaçırmayın! ✨ Her gün yeni içerikler ekleniyor.

Aramak istediğiniz içeriği yazın

Yazar

Nûr-i Sükût

Toplam 3 makale
Bu yazı 38 görüntülenme

İyi Kime Göre, Neye Göre?

İnsan hayatı boyunca birçok “iyi”nin peşinde koşar.

Kimi erdemli olmak ister, kimi ahlaklı…

Kimi toplumda “iyi bilinen” biri olmakla yetinir,

kimi ailesinin gözünde makbul olmayı yeter sayar.

Bazıları kariyerini, bazıları diplomasını, bazıları da yalnızca iç huzurunu merkeze koyar.

Peki hangisi gerçekten “doğru”dur?

Erdemli olmak; doğruyu, zor olsa bile seçmektir.

Ahlaklı olmak; kimse görmüyorken de kendine ihanet etmemektir.

İyi bir insan olmak; başkasının canını yakmamaya dikkat etmektir.

İyi bir Müslüman olmak ise; yalnızca ibadet eden değil, kalbi de arındıran olmaktır.

Bunların hepsi kıymetlidir.

Ama aralarında ince bir fark vardır:

Bazıları dışarıya, bazıları içeriye bakar.

Toplumun seni iyi bilmesi, çoğu zaman bir vitrin meselesidir.

İnsanlar senin görünen tarafını sever;

sabırlı yüzünü, cömertliğini, suskunluğunu…

Ama kalbindeki kibri, korkuyu, hesapçılığı görmez.

Oysa hakikat, insanın yalnızken kim olduğudur.

Ailenin seni iyi bilmesi daha derindir,

ama yine de eksiktir.

Çünkü bazen insan ailesini üzmemek için kendine yalan söyler.

Sustukça içi çürür, uyum sağladıkça kendini kaybeder.

İş hayatında başarılı olmak, okulda derece yapmak,

insana güç ve statü kazandırır.

Ama bunlar karakterin değil, performansın ölçüsüdür.

İyi bir kariyerin olabilir ama kötü bir kalbin de olabilir.

Diploman büyüyebilir ama vicdanın küçülebilir.

O yüzden hepsinin üzerinde bir ölçü vardır:

İç huzur.

Ama bu huzur, keyfine göre yaşamanın huzuru değildir.

Bu, doğruyu seçmenin getirdiği sükûnettir.

Vicdanınla çelişmeden yaşamanın dinginliğidir.

İyi bir Müslüman olmak, bu yüzden en kapsayıcı olandır.

Çünkü yalnızca ibadetle değil,

ahlakla, merhametle, kul hakkıyla, nefsini terbiye etmekle ilgilidir.

İnsanı hem içerden hem dışardan inşa eder.

Sonunda şuna varırız:

Toplum seni alkışlayabilir, ailen seni sevebilir,

kariyerin yükselebilir, adın parlayabilir.

Ama kalbin karanlıksa, hepsi gürültüdür.

Gerçek iyilik,

kimse bakmıyorken de kendinle barışık kalabilmektir.

Ve belki de en doğru ölçü şudur:

Kalbin rahat mı, yoksa yalnızca hayatın mı dolu?

Kalbini dinleyecek bir huzurun var mı?

Yoksa hayat o kadar gürültülü mü ki, kendi sesini bile duyamıyor musun?

İnsan bazen öyle meşgul olur ki; hedeflerle, korkularla, beklentilerle…

Artık kalbi konuşmaz, sadece takvim konuşur.

Koşturur, yetişir, kazanır, kaybeder… ama bir noktadan sonra kendine yabancılaşır.

En tehlikeli yalnızlık budur:

İnsan kalabalıklar içinde kendine yabancı olur.

Oysa kalp, sustuğunda değil; dinlenmediğinde kararır.

İnsan içindeki huzuru kaybettiğinde,

dış dünyada kazandığı hiçbir şey onu tamamlamaz.

Çünkü ruh, makamla değil, anlamla beslenir.

İyi bir Müslüman olmak işte burada başlar.

Bu, yalnızca ibadet eden biri olmak değildir;

hayatını yönetebilen, nefsini tanıyan, zamanını israf etmeyen,

öfkesini, arzusunu ve korkularını terbiye eden biri olmaktır.

Planlıdır çünkü ömrün emanet olduğunu bilir.

Yeteneklidir çünkü kendine verilen kabiliyetleri heba etmeyi kul hakkı sayar.

Biz bu dünyaya

ne sadece birilerinin evladı,

ne bir mesleğin ünvanı,

ne de toplumun alkışı için geldik.

Anne olmak, baba olmak, öğretmen olmak, başarılı olmak…

bunların hepsi yoldur; ama varış değildir.

Varış: Kul olmaktır.

Kul olmak;

doğruyu çıkarından önce tutmaktır.

Gücü varken adil kalabilmektir.

Yalnızken de Rabbine karşı mahcup olmaktır.

Ve işte o zaman kalp susmaz.

İnsan kendine yabancı olmaz.

Hayat karmaşık kalsa bile,

içeride bir yön duygusu oluşur.

Çünkü kalbini dinleyebilen bir insan,

nerede durması gerektiğini de bilir.

Fikirlerinizi Paylaşın (0)

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar